Cerrahpaşa Cuma Notlarından 6.12.2012

13 Ekim 2022 0 Yazar: admin

6 ARALIK 2012

Cuma günü manası itibari ile Rasul ve Nebi’lerin maksadına hizmet eden bir gündür.

Hz Rasulullah’ın hicretinde, ilk hutbesinde söylediği:
Kim ki bu Cuma namazını hafife alarak, bile bile terk ederse (mazeretsiz olarak) Allah onun dağınıklığını birleştirmesin, ona cem nasip etmesin.” olmuştur.
Cuma’nın, algılama araçlarının getirisi olan bu dağınıklık-kopukluk algısından hakikatteki birliğimize-tevhidimize taşıyan bir işlevi vardır.
Bugün cuma için seçkin bir beldede fetih şehrinin 7. tepesi olan Cerrahpaşa’da bulunuyoruz çok şükür. Elhamdülillah, Allah’ın inayeti ile buradayız. Sadece kendi selametimiz için değil insanlığın davası için toplanıyoruz. Cuma namazına gelenler Hasan, Hüseyin, Ahmet, Mehmet olarak değil, insan olarak değerlendirilir. Maksat insanlığın kurtuluşudur. Çünkü insanlık ruhunda Allah kendi esmasını izhar etmiş, kendi aynasını o özellikler olarak seyretmiştir.

Daha önce Hac bayramı, hacılık ve Hac bayramındaki “kurban”dan bahsetmiştik ..3 mertebeli kurban vardır:
Nübüvvetin kurbanı,

Risaletin kurbanı ve

Kevserin kurbanı…

Özellikle ilk ikisini detaylı biçimde açıkladık.

Bugün üstünde duracağımız “Hicret” de zamanı gelince farz olan bir ibadettir.
Her ibadetin bir vakti vardır.
Mesela Güneş ve Ay tutulması sırasında kılınan namazlar konusunda emri vardır Rasûlullah’ın. Ama şimdi kalkalım güneş tutulması için namaz kılalım desek olmaz, zira tutulma yok şu an. Bir Cuma günü Rasûlullah Efendimiz Medine dışında iken öğlen vakti girince Cuma namazını oarad kıldırmıştır. “Medine’ye girer orada kılarız” dememiş ilk vakte önem vermiştir.

Öyle durum olur ki, o zamanda hicret etmen gerekir.
Hicret, imanını, dinini, hakikatini yaşamana elverişli olmayan ortamdan, yaşayabileceğin yere doğru gitmendir. Hicret öncelikle bir varış değil bir ayrılıştır. Dünyan’dan bir uzaklaşmadır.. Zahirde de böyledir, batında da böyledir. Gittiğin yere “dünyan” ile birlikte gidersen bir anlamı yoktur.

Senin beyninin tamamı Allah’ın arzıdır. Allah’ın arzı da geniştir. Burada daraldı isen genişleyeceğin yere git. Muhacir ol Rabbine. İbrahim a.s. Nemrut’un ehlini uyardığı zaman peşinden ona Lût a.s. iman etti. Akabinde “Ben Rabb’ime muhacir oldum” dedi. Bu İbrahim a.s. için olduğu zaman manası, önce Filistin sonra Kâbe’ye hicret etti.

Hz İbrahim için “Ben Rabb’ime hicret ediyorum” dediği zaman istikamet buydu, yeryüzündeki hicret itibarı ile. Ama batîni manası itibarı ile Lût a.s. da bunu görürsek, onun “madem bu sanal, beşeri dünya ise ben bundan Rabb’ime hicret ediyorum..” denilerek batınına doğru yolculuğu anlatılır.

Hicret bir yolculuktur. Yolculukta Rasûlullah’ın tavsiyesi refik yani arkadaştır. “Önce sağlam arkadaş, sonra yol” biçiminde güzel bir söz vardır İslam tasavvufunda. Seni hedefine teşvik eden, aynı yolun yolcusu olan bir arkadaş.
Hadiste ise:
Şayet vahdette benim bildiğimi bilse idiniz, hiç bir süvari tek başına yola çıkmazdı” denerek gene bir refik lazım olduğunu bildiriyor. (“vahdette” ifadesi aynı zamanda yalnızlık demektir)

Rasûlullah vefatında son sözü “Allah’ım beni Refik-i Ala’ya ulaştır.” olmuştur. (Hakikatimi en kâmil manada yaşatacak mahalle ulaştır demektir.)

Bir şehirde 500 kişi aynı anda ölse herkes tek başına, yalnız ölür.
Hadis-i Şerife göre bekârın olmadığı yer cennettir.

Karı-koca dünyaya ait bir kavramdır.

Eş, hem de tertemiz bir eş. İşi; eşi olan ve böylece cennette de onun mutluluğunu tam anlamıyla olgunlaştıran eş. Bunun dünyadaki numunesine de eski irfan sahipleri “Refika” demişler. Yani yolunda kendisine eşlik eden manasında.

Son Akabe biatından sonra Medine’ye hicret etme müsaadesi çıkınca Hz Ebu Bekir soruyor:
Ya Rasûlullah, bende hicret edeyim mi?..” deyince Rasûlullah:

Ya Eba Bekr sabret, Allah sana bir refik verir” diyor. O da çok kıymetli iki deve alıp beklemeye başlıyor. Hicret gecesi Hz Ebu Bekir “Ya Rasûlullah, anam babam sana feda olsun, bu senin devendir” deyip O’na vermek isteyince Rasûlullah: “Ben bana ait olmayan deveye binmem” diyor. Hz Ebu Bekir de “Bu senindir, sana bağışladım” diyor. Ama O, 400 dirhemlik bedelini ödemeden binmiyor. Burada aslında Risalet ve Nübüvvet dönemine has özel durumlar var. Bambaşka incelikler var…
Ve nihayet Rasûlullah Mekke’den ayrılırken:

Ey şehirlerin anası, evlerin de elbise giydirileni!.. Eğer senin evlatların beni mecbur etmese idi, senden çıkmazdım..” diyor.
Bunun üzerine Ebu Bekr-i Sıddık da şehir halkına seslenerek: “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciun.. Hiç Nebisini çıkaran bir şehir halkında hayır olur m?..,Siz helak oldunuz.” diyor..

Dünyada elbise giyen tek ev Beytullah’tır.

Acaba Kâbe’deki bu siyah elbise neye işaret ediyor?

İnsanların evleri içeriden perdelidir, Beytullah’ın ki dışarıdandır.

Bunlarda hep sembolik manalar vardır.
Araplar Kâbe’nin/Mekke’nin dışından gelenleri küçümserler, kendilerini üstün görürlerdi. Kâbe’yi müşrikler çıplak tavaf ederdi.

Allah bu mahalli bile elbiseli yapmış, çıplak tavaf edilir mi?
Rasûlullah dönemine kadar Kâbe bir kıble-tevhid merkezi gibi değil, dinin merkezi gibi idi. Bu hicretle beraber artık dinin merkezinde “Vahiy” vardır, Rasûlullah ve Nebiyullah vardır, olayının altı çizilmiştir. Çünkü vahiy olan taraf Allah’ın seslendiği, hitap ettiği mahaldir. Oradan gelen emirler bizi bağlar. Her şeyin kudsiyeti Allah’ tan dolayıdır. Rasûlullah ve vahiy olmadan, Kâbe’yi tanımadan, ona adetten hürmet ediyorlardı ki bu anlamlı değil.

Birazda şu 21 Aralık mevzusundan bahsedelim. Bir ihtimalî bilgi (bilimsel-dini delili olmayan) üzerine yorumlar yapılıyor. Ayrıca yorumlayanların hepsinin farklı görüşleri var. İnsanların bunu ciddiye alması ve bu kadar zayıf bir olasılığa dahi tedbir almak durumunda hissetmesi söz konusu. İbretlik bir olay.
Bugün dünyada Armagedon (kıyamet savaşı) denilen kıyamet günü için hazırlanan azımsanmayacak zengin bir zümre var. Kendilerine sığınaklar hazırlamış ve bir nükleer yahut meteor kaynaklı felaket için donatılmış mekânları olan, hazır kıta halinde bekleyen kişiler var. Böyle bir tehlikeye inandıkları için bu kadar büyük hazırlıklar yapılıyor.

Bu dahi bir ihtimal iken bu denli çalışmamalar yapılıyor.
Böyle bir tehlikeye bu kişilerin imanları kadar, müslümanların ölüm ötesi için bildirilenlere karşı aldığı ne gibi tedbirleri var? Bunun sorgulanması gerekiyor. Sen her an ölebilirsin ve ölüm ötesine hazırlıksız gidersen perişansın. Kabire canlı canlı girecek olan kişilerin aldığı önlemler acaba neler ve ne kadar?

İşte Hicret işte bu ahirete gerçek manada inanların ve hakikatinin gereğini yaşamayı düşünen iman sahiplerinin amelidir.. Allah bizi o zümreden eylesin.